Aktarda Ne Satılır? Bir Anın İçindeki Anlam
Kayseri’nin dar sokaklarında yürürken, her köşe başında eski bir dükkan gözümün önüne gelir. Bir zamanlar annemin ellerinden düşmeyen o eski alışveriş alışkanlıkları var ya, işte onlardan biri de aktardır. O küçük, sıcak dükkanların kapıları her zaman hafif aralık olur, kokularına karşı koymak imkansızdır. Çoğu zaman birer geçmiş hatırası gibi gelen bu yerler, aslında gizli anlamlar taşır. Bir sabah, belki de içimdeki bir boşluğu doldurmak için, aktara doğru bir yolculuğa çıktım. Fakat o gün, her şeyden daha fazlasını bulacağımı hissetmiştim.
Bir İlk Adım: Heyecan ve Beklenti
Kapıdan içeri girdiğimde, gözlerim başta hiçbir şeyi seçemedi. Öyle bir karmaşa vardı ki, raflar, tezgahlar ve sarmalanmış baharat torbaları arasında kaybolmak neredeyse kaçınılmazdı. Birçok insan için sıradan bir alışveriş yeri olabilir, ama benim için aktarda her şeyin başka bir anlamı vardır. Annemin “Bunlar seni iyileştirir, bunlar ise ruhunu dinlendirir,” dediği sözleri hatırladım.
Aktarın içinde ne var diye soracak olursanız, birazdan anlatacaklarım size farklı bir bakış açısı kazandıracak. Bu tür yerler, sadece malzeme satan yerler değil, duygularla yoğrulmuş birer dünyadır.
Kokuların Ardında Kaybolan Anılar
Raflarda sıralı duran kurutulmuş çiçekler, kaybolan baharların simgesi gibi. Yaseminler, lavantalar, gül yaprakları, her birinin kendine ait bir hikayesi var. En çok ilgimi çeken, kurutulmuş menekşeler oldu. Elimi attığımda, bir anda bir çocuğun sabahları eve gelen misafire hazırladığı kahvaltı tabağını hatırladım. Her şeyden önce menekşe, annemin sevdiği bir çiçektir. O an, aslında benden daha çok annemi aradım.
Sadece kokular mı? Hayır, bir de çaylar var. “Kuşburnu, ıhlamur, nane…” diyen dükkan sahibinin sesi, bir an için zamanın akışını durdurdu. Çayların en eski dostum olduğunu fark ettim. Çünkü her yudumunda bir anıyı içiyorum gibi hissediyorum. Bazen hayal kırıklığı, bazen umut… İhtiyacım olan her şey aslında o fincanda gizli.
Aktarın Huzuru: İçsel Dinginlik ve Huzursuzluk
O sırada, vitrin raflarından birine gözüm takıldı. Saf ve sade bir lavanta kesesi, taze toplanmış gibi kokuyordu. Hızla yaklaştım ve elimdeki menekşe torbasını bırakıp onu aldım. Dükkan sahibine bakarak, “Lavanta iyi gelir mi? Geceleri rahat uyumama yardım eder mi?” diye sordum. Gülümsedi ve, “Lavanta her zaman rahatlatır, ama unutma, bazen insanın huzuru içindeki karışıklığı kabul etmesinde yatar,” dedi.
O an, biraz hayal kırıklığı, biraz da keşfetme heyecanı yaşadım. Lavanta torbasını alırken, bana verdiği basit ama derin anlamlar arasında kayboldum. O küçük, saf torba, aslında bana şunu anlatıyordu: Huzur, dışarıda değil, içimizde.
Bir Anın İçinde: Ne Satılır?
Aktarda satılan her şey, aslında bizim ruh halimize, ihtiyacımıza göre şekillenir. Duygularımızla şekillenen bir alışveriş yapıyoruz. Oradaki her baharat, her çiçek, her aroma, duygularımıza dokunan küçük anlar taşıyor. O an, aklımda onlarca düşünce bir arada dolaşırken, dükkan sahibinin dediği gibi: “Aktarda ne satılır? Hem her şey hem de hiçbir şey.” Çünkü her ürün, farklı bir anlam taşıyor ve her alışveriş, duygusal bir yolculuğa çıkmanızı sağlıyor.
O günden sonra, aktara gitmek bir alışkanlık haline geldi. Her gidişimde, sadece yeni bir baharat ya da çay almak değil, kendimi buluyordum. Her paket, her torba, her kesenin içinde bir hikaye varmış gibi. Ve ben, bir zamanlar annemin bana söylediği gibi, ruhumu iyileştirmek için oradaydım.
Sonuç: Hem Ne Satılır, Hem Ne Satılmaz
Sonunda şunu fark ettim: Aktarda satılan şeyler yalnızca fiziksel mallar değil. Her bir ürün, geçmişin, anıların, hayal kırıklıklarının ve umutların taşındığı küçük birer semboldür. Gerçek satış, aslında bizim içsel dünyamızla yapılan bir pazarlıktır. Ne alırsanız alın, asıl ödül, içinde kaybolduğumuz anın kendisidir.
Bir gün, belki de bir başka sokakta, aktarda satılan her şeyin ardında bir anlam bulacak ve belki de yeniden kendi iç huzurumuzu keşfedeceğiz. Ama şimdilik, sadece o lavanta torbasını almak, her şeyin ötesinde bir şey ifade ediyor.