İçeriğe geç

Eşcinseller affedilir mi ?

Eşcinseller Affedilir Mi? Bir İçsel Yolculuğun Hikayesi

Kayseri’de bir apartmanın en üst katında oturuyorum. Bu şehri seviyorum. Her köşesinde bir hüzün, bir geçmiş var. Günlüklerim de burada başlıyor, burada devam ediyor. O kadar çok yazdım ki; kimi zaman kalemi elimden bıraktım, kimi zaman parmaklarımın ucu sızlayana kadar yazdım. Bu yazının da, herhalde, o acı verici içsel sorgulamanın yansıması olduğunu söyleyebilirim.

Yıllardır kafamda dönüp duran bir soru var: “Eşcinseller affedilir mi?” Bunu ilk kez, bir arkadaşımın elini tutarken hissetmiştim. Bir sonbahar akşamıydı; hala hatırlıyorum o soğuk rüzgarı. Aslında bir anlamda bende kırılmak üzere olan bir buz vardı, ama o an, her şeyin üzerine bir kara örtü gibi düşeceğini hissettim.

Bir Aşkın Peşinden

O zamanlar 18 yaşındaydım, her şey yeni başlamıştı. Kim olduğumu, neyi sevdiğimi, neyi hayal ettiğimi tam olarak bilmiyordum. Üniversiteye yeni başlamış, dünya ile tanışmaya çalışıyordum. Bir gün, bir sosyal etkinlikte tanıştım ona. Çok normaldi, hatta biraz fazla sıradandı; ama o an ona bakarken içimde hissettiğim şey farklıydı. İlk kez bir insanı cinsiyetinden bağımsız olarak, saf bir şekilde sevdiğimi fark ettim. Herkesin “normal” dediği biçimde, ben de bir kadını sevmek zorunda mıydım? İki hafta boyunca bu soruyla boğuştum. Kalbim, aklımı sorgulamak için bana her fırsatı sundu.

Sonra bir gün, o bana yanaşıp, ellerini ellerime koyduğunda her şeyin değişeceğini anlamıştım. Kısa bir süre sonra, yine bir akşam, kayıtsızca “Seni seviyorum” dedi. Duygularımın, düşüncelerimin kaybolduğu, bulutların arasında sürüklendiğim bir anıydı. Sadece onunla bir olabileceğimi hissettim, ama dünyadaki çoğu şeyin buna karşı olduğunu da biliyordum.

Kayseri’de Bir Sessizlik

Bundan sonra her şey biraz karıştı. İnsanların ne düşündüğü, ne söylediği konusunda daha hassas olmaya başladım. Kayseri, büyük bir şehir gibi görünse de, aslında çok kapalı bir toplumdu. İnsanların sesini duydum; birileri arkamdan konuştu, birileri açıkça olmasa da bakışlarıyla yargıladı. O anlarda kalbim sızlıyordu. Her adımda, her gülüşte, bir adım daha uzaklaşıyordum kendimden.

Kayseri’nin havası, o küçücük kasaba havası beni boğuyordu. Çevremdeki insanlar hiçbir zaman benim gibi hissetmiyordu, ya da hissetse bile bunu dışarıya vurmuyorlardı. Şehirdeki en büyük “günah”, “başka” birini sevme hakkıydı. Ama ben, bu şehre, bu hayata ve bu insanlara rağmen, onu sevmiştim. Bir sabah uyandım ve bu şehri terk etme kararı aldım. Belki de başka bir yerde bu sorunun cevabını bulabilirdim.

Ama ne kadar kaçsam da, bir şekilde bu soruyu hep içimde taşıdım: “Eşcinseller affedilir mi?”

Bir İçsel Savaş

Kayseri’den ayrıldım, İstanbul’a taşındım. Başlangıçta her şey çok farklıydı. İnsanlar daha özgür, daha hoşgörülüydü. Ama içimdeki soru hep büyüdü. Bir gece, bir kafede otururken bir arkadaşımla bu konuyu konuştuk. O an bana şöyle dedi: “Kimseyi affetmek zorunda değilsin, ama kendini affetmelisin.”

İçimdeki bu yoğun karmaşayı anlamaya başladım. Gerçekten de affetmek, birine ait olmayan duyguları taşıyan insanın yalnızca kendisi olabilmesiyle ilgili bir şeydi. Birçok insan kendi kimliğinden utanıyordu; bu yüzden, kimseyi affetmek zorunda değildim. Kendi içimdeki huzursuzluğu giderdikçe, etrafımdaki dünyayı daha çok kabul etmeye başladım.

Beni affeden ya da affetmeyen insanlar önemli değildi. Çünkü zamanla fark ettim ki, gerçek özgürlük, insanların sana bakışıyla değil, kendi kendini kabullenmenle ilgili bir şeydi.

Bir Adım Daha

Bir yıl sonra, Kayseri’ye geri döndüm. Ama artık o eski korkularım yoktu. İnsanlar ne düşünürse düşünsün, ben, içimdeki o kişiyi affetmiştim. O günden sonra, kendimi daha güçlü hissettim. Artık bu soruyu sormuyordum: “Eşcinseller affedilir mi?” Çünkü, bana göre, affedilmek, karşındaki insanın sorunu değil, senin sorunun olmalıydı. Kendi içimde barışı bulduğumda, dünyadaki her şeyin de bir anlamı olacağını düşündüm.

Her şeyin başladığı yerde, Kayseri’nin eski sokaklarında yürürken, o eski duvarlar bana hiçbir şey anlatmıyordu. Evet, insanlar farklı düşünüyordu, ama benim içimdeki huzur her şeyden daha önemliydi. Kimseyi affetmek zorunda değildim, ama kendimi affettiğimde, dünyayı ve insanları daha farklı görmeye başladım.

Sonuçta Ne Oldu?

Zamanla, hem kendi içimde hem de toplumda affedilmeyen bir şey olmadığını fark ettim. Bunu belki de tam olarak anlatamıyorum ama şunu söyleyebilirim: Herkes kendi yolunda özgürdür, kimseyi affetmek zorunda değiliz. Gerçek affetme, ilk önce kendimizi affetmekle başlar. İnsanların bakış açısını değiştiremeyiz, ama onlara nasıl baktığımızı, kendimize nasıl baktığımızı değiştirebiliriz.

Evet, eşcinseller affedilir mi? Aslında en doğru soru şu: “Kim affedecek?” Ben affetmeyi öğrenmedikçe, dünya da affetmeyecek. Ama bir adım attım ve fark ettim ki, affetmek, kaybetmek değil; kazanmak demekmiş.

Kayseri’den İstanbul’a

İstanbul’a taşındım ama Kayseri hala içimde. Her şeyin içinde bir umut, bir şans var. Kimse kimseyi affetmek zorunda değil; ama kimse de insan olmanın anlamını kaybetmemeli. Gerçek sevgi, kabul etmeyi, affetmeyi ve sevmeyi bilmekle ilgili.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
Sitemap
elexbettulipbet güncelTürkçe Forum